istihbarat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istihbarat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2020 Salı

Birtakım Komplo Teorileri

Selam ahali, komplo teorileri önemli bir düşünce yöntemidir. Komplo teorileri, şaşmaz birer gerçeklik olarak bellenip iman edilmediği sürece oldukça faydalı da olabilirler. 

Komplo teorisi yazabilmeniz için öncelikle onu somut bir gerçeklikle temellendirmeniz gerekir. Ortada bir gerçek vardır ve ardındaki boşluklara siz teorilerinizi kurarsınız. Asparagas ile komplo teorisi arasındaki fark da burada ortaya çıkar. Asparagas, tamamen yalandır ancak tamamen yalan söyleyerek komplo teorisi yazamazsınız çünkü komplo teorileri, bir gerçeklik ile temellendirilmediği sürece ayakta kalamaz. Komplo teorileri ihtimal hesabıdır. 

Uluslararası strateji merkezlerinin, istihbarat teşkilatlarının ve think-tank kuruluşlarının da geleceğe yönelik raporlar yayınlarken yaptıkları tam olarak budur aslında. Ellerinde bir veri vardır ve o verinin üzerine birtakım komplo teorileri geliştirirler. Türkiye’de bu think-tank kuruluşlarının raporlarını en çok ciddiye alan kesimin komplo teorisyenleri olması da bu açıdan oldukça ironiktir. 

Örneğin Graham Fuller’in 1991 yılında RAND Corporation için kaleme aldığı “Turkey Faces East; New Orientations Toward to Middle East and The Old Soviet Union” başlıklı raporda, Türkiye’nin geleceğinin siyasal İslamdan geçtiği, Türkiye’de İslamist bir partinin iktidar olması gerektiği ve Neo-Osmanlıcılık akımlarının popüler olacağı gibi o dönem kimsenin aklına dahi gelmeyecek saptamalar yer almaktadır. [1] Kimsenin aklına gelmeyecek diyorum zira 1991 yılında Türkiye’de bir seçim yapılmış[2] ve şu sonuçlar alınmıştı;

  

Her ne kadar sağ partiler başı çekiyor görünse de o dönemin sağında dini motifler pek yoktu. Türkiye siyasetinde dini söylemleri politikasının merkezine koyan ilk lider Necmettin Erbakan’dı. Erbakan’ın Refah’ını da sıralamada 4. parti olarak görüyoruz. Özetle şu konjonktürde “Türkiye’nin geleceği siyasi İslamdır” diye bir yorum yapmak isabetli bir tahminden ve öngörüden fazlasıdır ahali. 

Bakınız önce elimdeki verileri alt alta sıraladım şimdi sıra geldi komplo teorisi yazma kısmına. Fuller’in raporu ve 91 seçimleri sonucunun artarda vererek zemini hazırladım artık okuyucunun zihni “siyasal İslam dış destekli bir projedir” yargısını yadırgamayacaktır. Hatta öyle ki bu cümleyi kurarken başka bir delil göstermeme dahi gerek kalmamıştır. İşte gayet başarılı bir şekilde oluşturulmuş bir komplo teorisi! Ha bu arada Türkiye’de siyasal İslam, özellikle de Adalet ve Kalkınma Partisi, gayet de dış desteklidir. Zaten bu blogda AKP’nin nasıl kurulduğunu defalarca anlattım burada komplonun teorilik bir durumu kalmamış direkt olarak uygulamaya geçilmiştir. Bu örneği sadece teknik olarak bir komplo teorisi nasıl oluşturulur bunu ortaya koyabilmek adına verdim. 

Malum salgın sürecinde evde geçirdiğimiz sürelerin artışıyla birlikte birçok şeye daha çok vakit ayırma imkanına sahip olduk. Benim okuma ile ilgili bir problemim yok, uzun yıllardır bunu bir düzen içerisinde sürdürüyorum ancak bir şeyler izleme konusu bende hep eksik kalmıştır. Birçok kült filmi, meşhur dizilerin çoğunu falan izlememişimdir. Bir şeyler izleme durumu kişiyi edilgen bir pozisyona soktuğu için özellikle dizi izleme işini bir türlü oturtamadım. Düşünsene oturuyorsun, sürece bir dahlin yok ve sadece izliyorsun... Hal böyle olunca birçok “efsane” olarak kabul gören uzun soluklu diziye de bir türlü tahammül gösteremiyordum. Bunlardan biri de Prison Break’ti. Evet, 2020 yılı itibariyle baya oturdum evde Prison seyrediyorum. 

Michael Scofield, Fox River hapishanesinden kaçtıktan sonra planını adım adım uygularken bir noktada radara takılıyor. Dizinin en az Scofield kadar psikopat Federal’i Alexander Mahone, Michael’ın hapse girmeden önceki kredi kartı hareketlerinden planın aşamalarını ve nereye gideceğini çözüyor. Bunu görünce benim kafamda birtakım şimşekler çaktı ahali. 

Şubat ayının ikinci haftasında İzmir’de şehrin biraz dışında kalan bir yere yerleşme durumum olmuştu. Bölgede ATM olmadığı için alışverişlerimi hep banka kartı ile gerçekleştirmek durumunda kalmıştım. Ki beni yakından tanıyanlar iyi bilir bu kart işleri hiç adetim değildir, nakitçiyiz. Tüm bu teranelerin üstüne bir de salgın patlayınca bu sefer de artık tercihen nakit kullanmamaya başladım. İstanbul’a geri döndüm, her yerde ATM var ancak aylardır nakit para kullanmıyorum. Şaak diye temassız geçiyorsun, tertemiz. 

Türkiye’de pek konuşulmuyor ancak dünyada “nakitsiz toplum” olgusu önemli bir tartışma konusudur. Salgınla birlikte ortaya atılan komplo teorilerinde yok insanlara çip takacaklar bilmem ne diye ortaya bir takım teraneler attılar ancak böyle bir şeye gerek yok ki. Kredi kartları ve akıllı cep telefonları ile o mahremiyet alanı kırılalı çok oluyor. Takibat yapabilmek için daha çipe ne hacet? 

Twitter’da 2019’un sonlarına doğru, gram altın o sıra 270’lerde seyrediyor, altının gram fiyatının 300₺’nin üzerine çıkacağını yazmıştım.[3] Ki yakın çevremi 248’lerdeyken falan uyandırmıştım mevzuya. Altın fiyatlarındaki hareketlenmeyi görenler bu sefer bana, “bak şuradan şu kadar altın aldım” gibisinden banka hesaplarını göstermeye başladılar bana. Ancak bu noktada da altını bankalardan sanal olarak değil fiziksel olarak kuyumculardan almanın daha doğru olacağını salık verdim. Zira bankalardan satın alınan altınların durumu biraz şaibeli ahali. 

Bankalara kalsa dünyadaki toplam 170.000 tonluk altın rezervi sanal olarak 5'e katlanırdı. Bizde de özellikle muhafazakar kesimin elinden fiziksel altını toplamak için “Katılım Bankaları” küreselcilerin tavsiyesiyle araç olarak kullanıldı. Sanal banka hesaplarına güvenmek hiç ama hiç akılcı bir yol değildir. Çünkü bir kriz anında bankalar size mevduatınızın korunacağının garantisini vermez. Kredi borcunuz banka batsa dahi sizden tahsil edilir ancak batan bankadaki birikiminize aynı durumda elveda demek durumda kalırsınız. 

ABD’de 5 Nisan 1933’de çıkan başkanlık kararnamesi tüm Amerikan vatandaşlarının ellerindeki altınları Amerikan hazinesine teslim etmeleri gerektiğini buyurmuş aksi halde davrananların da hapis cezasına çarptırılacaklarını bildirmişti. Roosevelt altın ihracatını da yasaklamıştı. [4] Merkezden bu tarz dayatmaların ne zaman geleceği belli olmaz. Bu yüzden altını fiziksel olarak edinmek en garantici yöntemdir. Bankaların altın hesapları, karşılığı olmayan sanal vaatlerden ibarettir.

Salgın ile birlikte artık yeni normal olarak görülen toplumun nakitsizleşmesi ve ekonominin sanallaşması kesinlikle temkinli yaklaşınılması gereken trendlerdir. 

Velhasıl kelam komplo teorilerini yegane gerçek kabul edip iman etmek oldukça dangalakça bir tavırdır. Öte yandan komplo teorilerini gözardı etmek de sizi orijine ilk dangalak ile aynı uzaklıkta konumlandıracaktır. 

Hadi selametle...

————————
[1] Turkey Faces East; New Orientations Toward to Middle East and The Old Soviet Union - https://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/reports/2007/R4232.pdf



[4] James Rickards, Çöküşe Giden Yol, 2017

31 Mart 2019 Pazar

Cepheyi Genişletiyoruz!


Selam ahali, sosyal anlamda güçlü bir insan olmak istiyorsanız sosyal bilimlerin alayına, belli bir düzeyde dahi olsa, hâkim olmanız gerekmektedir. Tarih, politika, sosyoloji, psikoloji, felsefe ve hatta rakamlardan ayırarak düşünülecek olursa ekonomi...


Bunları temel düzeyde dahi olsa bileceksiniz.


“Politika Yapabilmek için Bilinmesi Gerekenler” serisini boşuna yazmadık ahali. Ayrıca bu seri epey de ilgi görmüş var olun. Bugüne dek bu blogda disiplinler arası geçişler yapmamın, daldan dala atlamamın sebebi işte budur ahali. Bugünün dünyasında var olabilmek için bilinmesi gerekenler elbette ki bunlarla da sınırlı değil. İngilizceyi de mutlaka literatür takip edebilecek seviyede bilmek gerekir. Maalesef, İngilizceniz yoksa yoksunuz acı ama gerçek. Zira Türkçe kaynaklarla bir yere kadar gidebilirsiniz. Google’da araştırdığınız konu üzerine bir Türkçe bir de İngilizce arama yapın ne demek istediğimi anlayacaksınız. O yüzden bu meseleyi boşlamayın.


Bir de işin doğru bilgiye ulaşabilme boyutu var tabi. Jay Rockefeller’in “İnternet belki de hiç icat olmamalıydı” sözünü[1] illa ki duymuşsunuzdur. Evet, bilgiye ulaşmanın bu denli kolaylaşması “birilerini” rahatsız ediyor. Ancak bu hususta yaptıkları şey yalnızca “rahatsız olmak” değil zira baktığınız zaman bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça cehalet de ilginç bir şekilde artıyor. Peki, aritmetiğini siktiğimin dünyasında bu nasıl mümkün olabiliyor?


MANİPÜLASYON


Apollo Robins diye bir herif var. “Yanlış yönlendirme sanatçısı” olarak geçiyor. Bildiğin illüzyonist, değişik bir adam. Seni konuşmasıyla hareketleriyle falan oyalıyor dikkatinin iyice dağıldığı anda da cebinde ne var ne yok anında, kaşla göz arasında, boşaltıveriyor. Tabi bunu kör göze parmak sokarcasına yapıyor, “şimdi seni oyalayacağım ve ne olduğunu bile anlamayacaksın” diyor ve dediğini de yapıyor. İnternetten araştırırsınız izlemesi keyiflidir, TED konuşması da vardır hatta. Gerçi bu aralar TED’e çıkmayanı da dövüyorlar ya neyse. Bir de pek tabi ki bu işin bu denli naif olmayan versiyonları var. CIA başta olmak üzere istihbarat örgütleri, büyük medya kuruluşları bu yöntemleri kullanır.


Doğruyu yanlıştan ayırmanın git gide zorlaştığı bir dönemde yaşıyoruz ahali. Bugün Türkiye’nin gelmiş olduğu nokta ortadadır. Savaş dönemlerinde yapılan manipülatif propagandalarla yarışır düzeyde yalanın, dolanın, çarpıtmanın, iftiranın yer aldığı ana akım medyayı düzenli olarak takip eden bir insanın sağlıklı düşünebilme imkanı yoktur ahali. Geçtiğimiz günlerde hatırlarsınız CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Devlet Bahçeli’yi Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels’e benzetmişti.[2] Bu haber de, medyanın genel tutumunu onaylayacak şekilde, ana akım medyada pek kendine yer bulamadı haliyle. Google’da bu haberi arattığınızda internetten yayın yapan muhalif medya organları dışında herhangi bir bağlantıya ulaşamıyorsunuz.


Ancak bu ‘’muhalif medyanın’’ çizgisi ana akım medyanınkinden çok da farklı değil aslında. Zira üslup aynı üslup, sığlık aynı sığlık... Bugün, iktidar yanlısı bir vatandaş nasıl A-haber ağzıyla konuşuyorsa, muhalif tayfanın tüm entelektüel birikimi ve olayları değerlendiriş biçimi Sözcü gazetesi kadar, Yılmaz Özdil o gün köşesinde ne yazdıysa o kadar oluyor. E bu iki cenahı mutlak değer parantezine soksan dışarıya aynı şey olarak çıkacaklar, bu ne yaman çelişki anne? Ben bunu istemiyorum ahali, reddediyorum!


Tüm bunları üst üste koyduğumuzda geldiğimiz nokta ortadadır. Gördüğüm lüzum üzere medyaya, internet haberciliğine bodoslama dalmaya karar verdim. www.sapak.org isimli bir haber-analiz sitesi kurdum. 1 Nisan Pazartesi itibariyle yayındayız. Bu sitenin konsepti cayır cayır son dakika haberi vermekten ziyade olayların aslını astarını ortaya çıkarmak, küresel güçlerin ipliğini pazara dökmek üzerine olacak ahali. Zaten o son dakika işine yetişmek gibi bir durumumuz da yok şimdilik. Zira imkanlar dar, ekip dar, şartlar müsait değil.


Velhasıl kelam bu ayki yazı takvimimi aksatmama sebep olan gelişme budur. Onların RAND’ı, Stratfor’u, think-tank kuruluşları, televizyonları, gazeteleri varsa bizim de artık Sapak.Org’umuz var!


Desteklerinizi beklerim.


Hadi selametle.


NOT; Ciddi editör açığım var, ilgilenen olursa bana mail atsın görüşelim; 1alpererdogan@gmail.com
NOT2; Yakında Youtube üzerinden yayın işlerine de girişeceğiz. Zaman ve imkan meselesi...


--------------------------------------------


6 Haziran 2018 Çarşamba

Küresel Gücün Olumlu Çağrışımları; 2002'de AK 2018'de İYİ

Selam ahali, AKP iktidar partisi olduğu için en çok onlara sallıyorum ama diğerlerini de kesinlikle göz ardı etmemek gerekir. Malumunuz, küresel güçler işlerini Hegel diyalektiği ile yürütür. Normal şartlar altında kabul ettiremeyeceğiniz bir talebi bu yolla çok daha kolay bir şekilde kabul ettirebilirsiniz. Ortaya önce bir tez atar ardından karşısına bir anti-tez koyarsınız ve bunların çarpışmasından elde edeceğiniz sentez ile yolunuza bakarsınız. Kapitalizm v Komünizm ve sağ v sol bunun en net örnekleridir. Günümüzde ise İslamcı ve seküler kesim kutuplaşmasıyla yaşıyoruz bu süreci. Benimse hiç topu buralarda dolaştırasım yok ahali.

2002’de internet pek yaygın değildi, bilgiye ulaşmak şimdiki gibi kolay değildi. AKP 2002’de tıpkı ABD’de Reagan’ın 1980’de yaptığı gibi[1] tam aksini beyan ederek ülkeyi küresel güçlere teslim etmiştir. Üstelik bunu yaparken de onlarla savaşır göründüler. Ancak şu an 2018 yılındayız ve artık bilgisizliğin de cahilliğinde affı yok. Bu yüzden şu anda küreselcilerin fink attığı bir diğer partiden daha bahsedeceğim. Lütfen sandalcıya teslim olmayın.

Kevser Selda Tandoğan Demirel ismini duydunuz mu? Brezilyalı sol açık gibi ismi olan bu ablamız Meral Akşener’in danışmanlarından biridir. Hatta bu olay epey de ses getirmişti. Peki neden? Selda Tandoğan Demirel daha önce 2011 yılında AKP’den aday adayı olmuştu. [2] Bunlar dönemin AKP Adıyaman ili temayül yoklaması listeleri;






AKP’den aday olunca bu güncelleme de otomatik yükleniyor herhalde hehehe




Neyse şimdi işin magazin kısmını bir kenara bırakalım. Asıl üzerinde durulması gereken konu şu ki Selda Tandoğan, Denge ve Denetleme Ağı isimli bir STK’nın sözcüsüdür. [3] Bu STK, Amerikan NDI(National Democratic Institute) desteğiyle kurulmuştur. [4] CIA, İran’da Musaddık rejiminin devrilmesinde resmen CIA personeli olan Kermit Roosevelt’in(meşhur Franklin Roosevelt’in de akrabasıdır) kimliğinin açığa çıkmasından sonra yabancı ülkelerde yürütülen operasyonlarda doğrudan kendi eliyle çalışma işine son vermiş ve kendini gizleme yoluna gitmiştir.  Bu amaçla NSA bünyesinde MAIN isimli özel şirket ekonomik manipülasyonlar için kurulmuştur. [5] Bunun yanı sıra Amerikalıların NGO(Non-govermental Organizations) dediği STK’ları habire fonlayan ve organize eden NED(National Endowment Democracy), NDI(National Democratic Instute), IRI(International Republician Instute) gibi think-tank’ler mantar gibi türemiştir. Türkiye’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları işte böyle karmaşık bir ilişkiler yumağı içerisinde işlemektedir. Bugün bu sivil toplum kuruluşları TÜSİAD’da, TESEV’de, iş dünyasının çeşitli kollarında, siyasi partilerin içerisinde ve en çok da hayır kurumlarının içerisinde varlıklarını sürdürmektedir. NED, NDI ve IRI’nın Türkiye’de kurmuş oldukları örümcek ağını andıran ilişki yumaklarını Mustafa Yıldırım Sivil Örümceğin Ağında isimli kitabında çarşaf çarşaf ortaya sermiştir. Blogda çoğu zaman hatta her fırsatta ‘’sivil toplum kuruluşlarının esasında ‘’sivillik’’ ile uzaktan yakından alakaları yoktur’’ dememin sebebi işte tam olarak budur ahali. Unutmayın Mustafa Yıldırım – Sivil Örümceğin Ağında bu kitabı mutlaka edinin.

Reklamların ardından devam ediyorum. Ben açıkçası bu tarz ilişkiler içerisinde olan insanların ülke yönetiminde bulunmalarını istemiyorum. Tamamen takiyye yapıyor olsalar bile bu durum yine de bağımsızlığı töhmet altında bırakır. Kişi, savunmak zorunda kalacağı şeyleri yapmamalıdır. Eğer bir şeyi söylemeye utanıyorsanız o şeyi yapmamalısınız hatta yapmamalısınız değil yapmayacaksınız! Söylemeye utandığınız gibi yapmaya da utanacaksınız. Ha bunun tersi de geliştirilebilir tabi. Bir şeyi yapmaya utanmıyorsanız söylemeye utanmayacaksınız. Göt olmayın net olun.

Meral Akşener’in iletişim ve teknolojiden sorumlu yardımcısı Taylan Yıldız’a gelelim şimdi de. Stanford üniversitesi, Google’da pazarlama müdürlüğü vs. müthiş bir kariyer. 2018 yılında Google’daki işinden ayrılıp İYİ partiye katıldı. Google’ın yalnızca bir arama motoru olmadığını iyi biliyoruz. Toplumsal hafızayı yoklamakta ve analiz etmede oldukça etkili bir araçtır. Amerika’da devletle sıkı bir iş birliğinde bulundukları da bir gerçektir, Google’ın kurucusu Sergey Brin’in John Hepkins University ve CIA iştirakiyle oluşturulmuş olan CTY(Center for Talented Youth)’de yetiştiği de yine bilinen bir gerçektir e zaten Rusya da Google’ın karşısına Yandex’i boşu boşuna çıkarmadı. İstihbari anlamda önemli bir nokta burası. Ancak yine de elimde Taylan Yıldız ile ilgili ‘’aha’’ diyeceğim bir veri olmadığı için net konuşamıyorum. Kimseyi de bir şey ile itham etmek istemiyorum. Zaten adamı da bazı çevreler linç etti. Ancak Banu Avar’a da bi’ kulak verelim;



‘’Google’ın pazarlama müdürleri eğer dolaşıyorsa bir yerde, dikkat etsin birileri’’ benim de sizlere söyleyebileceğim yegâne şey budur ahali, dikkatli olmakta fayda var. Zaten hâlihazırda Selda Tandoğan Demirel’e parti içerisinde görev veriliyorsa Taylan Yıldız’ın manipülatif bir Google personeli olup olmaması çok da bir şeyi değiştirmez. İYİ Partinin gelişi 2002’de AKP’nin gelişiyle ciddi benzerlikler taşıyor aslında. O dönemde de bıkkınlık havası hakimdi şimdi de, 2002’nin AKP kadrosunda da Abdullah Gül, Ali Babacan, Kemal Derviş, Mehmet Şimşek gibi küreselciler fink atıyordu 2018’in İYİ Parti kadrosunda da. Peki, 2002’de kadrosunda küreselciler bulunan AKP artık bu kadroları tasfiye etti AKP’yi desteklemeliyiz diye mi düşünmeli? Bu oldukça denyoca bir tavır olur hatta AKP’nin meşhur IMF argümanına benzer. ‘’IMF’ye borcu kapattık hamdolsun ekonomimiz çok iyi’’ IMF’ye borcu sıfırlamış olabilirsin ancak bugün itibariyle Türkiye’nin dış borcu 1 triyon lirayı aşmış durumdadır. Hazine müsteşarlığın sitesi halka açık gir kontrol et. Türkçe 29 harften oluşur I, M ve F harflerini çıkar geriye kalır 26. IMF’den borç almazsın gider ‘’ya ya ya ye ye ye koko jambo’’ kuruluşundan borç alırsın. Mesele IMF tipi politikalardan kurtulabilmektedir. 2002’deki kadro bugün var olmayabilir ancak parti aynı parti anasını satayım. Ayrıca küresel güçlerin AKP’yi boşladığını veya aralarındaki ilişkinin bittiğini falan da düşünmesin kimse. İbrahim Kalın diye bir adam var, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü. Göreve ilk geldiği zamanlarda televizyonda denk gelmiştim bir keresinde. Bana AKP’nin genel yapısından epey farklı gelmişti. Gerek İngilizcesi gerek Türkçe konuşurken kullandığı üslup ve beden dili ‘’oha olum AKP’de böyle bir model de mi var?’’ dedirtmişti. Kendisini biraz araştırayım dedim. İstanbul Üniversitesi tarih bölümünden mezun olduktan sonra doktorasını George Washington Üniversitesi'nde beşeri bilimler ve karşılaştırmalı felsefe alanında yapmış ve College of the Holy Cross’da da dersler vermiş. Kitaplar makaleler falan epey sağlam bir kariyer, hakkında da garip bir şey bulamamıştım. Today’s Zaman’da falan yazmış bildiğin normal AKP’li. Ancak yakın zamanda Banu Avar’ın katıldığı bir programı izlerken konu birden İbrahim Kalın’a geldi. Banu Avar da tıpkı benim gibi kendisini araştırma ihtiyacı hissetmiş ve o da hiçbir şey bulamamış sonrasını ise kendisinden dinleyelim;





Vakti zamanında Wikileaks İbrahim Kalın’ın Stratfor ile olan ilişkilerini yayınladı ancak bu linkler de malum temizlik operasyonuyla uçurulmuş durumda. Bknz. https://www.wikileaks.org/gifiles/docs/3573985_fw-extraordinary-achievement-.html

‘’Türkçe 29 harften oluşur I, M ve F harflerini çıkar geriye kalır 26’’ demiştim oradan devam ediyorum. Tıpkı IMF gibi üç harfli olan iki kuruluş, AJC ve ADL’den madalya alan da, Abraham Foxman ile el sıkışan da sayın reis-i cumhurumuzdu.




 



Bu fotoğrafları unutmayın, unutturmayın. Ortamlarda ‘’yerli ve milli’’ diyenlerin Siyonist kuruluşlardan ödül aldıklarını unutmayın. Bu nasıl siyaset Allah aşkına? Dik durun lan azıcık! Daha ne kadar uyuyacaksın? Yol ver gitsin hepsine. Unutmayın her zaman bir seçim hakkınız ve bir şeyleri değiştirmek adına iradeniz vardır, kullanın o iradenizi, pabuç bırakmayın artık bu tiplere. Çok zor bir şey değil ahali kimse mutlak hakim değil. Lütfen sandalcıya teslim olmayın. Daha önce yapılan hataları tekrar etmeyelim lütfen.

O değil de 2002’de AK, 2018’de İYİ ulan hep mi olumlu çağrışımlı kelimeler be. İyi mi böyle?

Hadi selametle…

--------------------------------------------

[1] Politika Yapabilmek İçin Bilinmesi Gerekenler II; Hanedanlar

[5] John Perkins – Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları









30 Ekim 2016 Pazar

Teknolojik İstihbarat; Facebook NSA ve ECHELON

Selam ahali,

İstihbaratçılığın belli raconları vardır. Günümüzde istihbaratçılığı ikiye ayırabiliriz. Birincisi; eski usul, insanla yapılan istihbaratçılık yani bildiğiniz ajanlık ve sızma faaliyetleri, ikincisi ise modern istihbaratçılık olarak tarif edebileceğim teknoloji kullanılarak yapılan istihbarati faaliyetler olacaktır.  Nedir bunlar? İşte ortam dinlemesi, hacking ve uydulardan görüntü elde etmek gibi eylemler.

Bizim bu yazıdaki konumuz ise ikinci grup faaliyetlere dahil olabilecek ECHELON olacak.  

Ama önce NSA;

NSA yani Ulusal Güvenlik Müsteşarlığı 4 Kasım 1952’de dönemin ABD başkanı Truman’ın emriyle kurulmuştur[1] ABD’de şu an CIA’den bile daha fazla istihbarat toplayan bu teşkilatın uzmanlık alanı ise kriptolojidir. Yani e-postaları ve telefonları diniyorlar. Ayrıca ABD’nin iletişim ağlarını diğer istihbarat teşkilatlarından korumak da yine NSA’nın görevidir. NSA ile ilgili daha fazla ansiklopedik bilgi vermek de gereksiz olacaktır zira artık az çok konuya vakıf oldunuz.

John Perkins’in ‘’Bir Ekonomik Tetikçi’nin İtirafları’’ serisini okudunuz mu?

4 kitaptan oluşan bu seride NSA’nın başta ekonomik manipülasyonlar olmak üzere başka hangi alanlarda faaliyet gösterdiği birinci ağızdan anlatılmakta. Ayrıca çok da akıcıdır. Merakı olan arkadaşlara tavsiyemdir, okuyun.

Şimdi dümeni yavaştan ECHELON’a kırabiliriz;

ECHELON, NSA liderliğinde ortaya çıkmış bir uluslarası çok kapsamlı gizli servis sistemidir. ‘’Bu nasıl tanım anasını satayım?’’ dediğinizi duyar gibiyim ancak ECHELON öyle elma, armut gibi tek cümlede belirli bir tanıma oturtulabilecek bir kavram değil. Zaten bu yüzden tek başına bir yazının konusu olabiliyor.

ECHELON, 1948 yılında UKUSA isimli bir anlaşmayla Birleşik Devletler(NSA), İngiltere(GCHQ), Kanada(CSE), Avustralya(DSD) ve Yeni Zelanda(GCSB) ittifakıyla kuruldu.[2] Bu 5 ülkenin ortak özelliği İngilizce konuşuyor olmalarıdır. Zaten bu sebeple ortaklığa gidilmiştir. Bir not olarak şunu da belirteyim ülkelerin yanlarında parantez içinde verdiğim kısaltmaları mevcut ülkelerin NSA’sı gibi düşünebilirsiniz. Hepsini tek tek açıklayıp yazıyı manasız yere uzatmak istemiyorum.

Bu anlaşmada NSA öncelikli taraf, diğer 4 ülke ikinci taraf ve bu projeye daha sonradan dahil olan; Almanya, Japonya, Norveç, Güney Kore ve Türkiye ise üçüncü taraf olarak yer almaktadır. ECHELON sistemi bilgisayarların konuşmalardaki, yazışmalardaki daha önceden tanımlanmış anahtar kelimeleri yakalaması ve bu noktadan itibaren bunları kayıt altına alması prensibiyle çalışıyor.[3]

Bilmem hatırlar mısınız Kurtlar Vadisi dizisinin bitmesine yakın final bölümlerinde bir ara Polat’ı paketleyip kaçırmış ve Suriye’ye göndermişlerdi hani her, yakınlarıyla iletişim kurmaya çalıştığında pat diye sinyali kesiyorlardı. Gerçi iş orada baya abartılmıştı her ‘’Polat’’ dendiğinde sinyal kesiliyordu. Bu ülkede binlerce Polat adlı kişi ve işletme var kardeşim, ulan onu da geçtim Ankara’da Polatlı diye ilçe var. Heh işte orada biraz abartılı da olsa bir ECHELON tasviri yapmıştı artık senaristler mi desem işte o işlere kim bakıyorsa.

Zira o dönem yani 2000’lerin ilk yarısı dünya Soğuk Savaş sonrası artık bittiğini, tarihe karıştığını zannettiği bu telekulak ve ECHELON skandallarıyla çalkalanıyordu.

Hatta Avrupa Birliği Parlamentosu da konuyla ilgili bir rapor yayınlamıştı. Raportör İngiliz fizikçi-gazeteci Duncan Campbell’a göre ABD önderliğinde bir grup ülke ECHELON isimli casus uydular sistemi aracılığıyla yıllardır Avrupa’daki telefon, faks ve e-mail iletişimlerinin %90’ını dinliyor, denetliyor ve kontrol altında tutuyordu.[4] ECHELON projeye ortak 5 ülkenin oluşturduğu ‘’Dictionary’’ isimli anahtar kelimeleri barındıran bir veri elde edildiğinde o konuşmayı, yazışmayı ya da artık o iletişim nasıl sağlanıyorsa bunu anında istihbarat bilgisayarlarına düşürüyor.[5]

Peki, ECHELON’un sembolü ne ola ki? Hiç de yabancı olmadığınız bir şey; ‘’all seeing eye’. Gerçi gelen tepkiler üzerine 2002’de kaldırdılar bu logoyu ancak niyetlerinin ne olduğunu biz zaten biliyoruz ve basit imaj çalışmalarıyla da bunu bertaraf edemezler.

Bir de gelen tepkiler demişken size ‘’Jam Echelon Day’’ isimli bir şeyden bahsetmek istiyorum.
İlk kez 1999’da organize olmuş sivil bir eylemdir. Mantığı ise ECHELON’un filtresine yakalanacağı bilinen içerikli bol miktarda mail gönderip alarak sistemi çok kısa bir süreliğine de olsa kilitlemek üzerinedir. Hehehe ellerinize sağlık beyler.  http://uid0.sk/echelon/mail_en.php şöyle de bir siteleri varmış vakti zamanında. Mailleri bu site üzerinden gönderiyorlarmış ancak şu anda bu siteyi uçurmuşlar. İletiler Echelon’un kurulduğu gün olan 21 Ekim günü postalanmak üzere saklanabiliyor veya hemen gönderilebiliyordu. Ne diyelim güzel bir sistem yapmışlar da devamı gelmemiş herhalde.

Neyse işin magazin kısmını bir yana bırakıp tekrar sistemin nasıl çalıştığına geri dönelim;

ECHELON veri toplamak için birçok farklı yöntem kullanır. Gelişmiş anten sistemleriyle uydu haberleşmelerini dinlemek, dünya üzerindeki telefon hatlarını dinlemek, internet bağlantılarını gözetlemek ve kıtalararası iletişim hatlarını dinlemek gibi sağlam altyapı, uzmanlık ve kansızlık gerektirecek metodları vardır. Hatta ABD'nin okyanus tabanındaki kıtalar arası telefon hatlarını kontrol altında tutabilmek için bu kablolara dinleme cihazları yerleştirdiği bilinmektedir, bu cihazlardan biri 1982'de kabloların bakımını yapan bir Fransız sualtı ekibi tarafından bulunmuştur. Velhasıl kelam ECHELON tarafından düzenli olarak elde edilen bu veriler daha evvel bahsetmiş olduğum Dictionary filtresinden geçer ve ayıklanan veriler ise uzmanlarca tasnif edilir ve tehlikeli görülenler ise takibe alınır.  Echelon'un, uydu haberleşmelerini dinleyen gelişmiş anten sistemleri, ABD, İngiltere, Yeni Zelanda, Kanada, Avustralya, İtalya, Türkiye, Pakistan, Kenya topraklarında ve adları açıklanmayan bazı diğer ‘’müttefik ülkeler’’de faaliyet halinde. Bunlardan birinin de Kıbrıs Rum Kesimi’nde olduğu iddia ediliyor, ki bana mantıklı gelen de bir iddiadır zira Kıbrıs adası tarihin her döneminde stratejik açıdan önemli olagelmiştir ayrıca adada ABD üslerinin varlığından da haberdarız. Tüm bunları üst üste koyduğumuzda; evet, mantıklı bu sistemlerden biri de Kıbrıs’ta yerleşik vaziyette olabilir.

Gelelim Türkiye’ye;

Türkiye’deki üs Karamürsel’deydi. Geçmiş zaman eki kullanıyorum çünkü bu üs soğuk savaş esansında etkili bir biçimde kullanıldıktan sonra cihazların eskimesi ve miadını doldurması sebebiyle terkedildi ve şu an o arazide bir okul bulunuyor. Cihazlar ise ‘’hadi yine iyisiniz heh heh heh’’ diyerek MİT’e verilmiş.

İşte tam da bu noktada olayı çok farklı bir boyuta taşıyacağım ahali;  ARKA KAPI!

Arka kapı denen şey yazılımlarda sadece yazılımı üretenlerin girebileceği bir açık kapı bırakılması olayıdır. Amerikalılar buna Chipper Chip der. Peki, bu arka kapı ne işe yarar? Şöyle ki bu arka kapılar vasıtasıyla arka kapı barındıran yazılım kullanılarak yapılan her işlemden haberdar olabilirsiniz ayrıca bu yazılımın kurulu olduğu sistemdeki tüm bilgileri kullanıcı farkında olmadan elde edebilirsiniz. Şimdi bu durumda Amerikalıların MİT’e vermiş olduğu cihazlarda böyle bir portun bulunduğunu iddia etsem çok mu tutarsız davranmış olurum hem de Microsoft’un bile bunu yaptığı iddia edilen bir ortamda!  Benim bu yaptığım sadece basit bir akıl yürütme ve mantıksal çıkarımdı ancak dünyanın kabul gören gerçekleri ise çok farklıdır. ABD ECHELON’un varlığıyla ilgili tüm iddiaları reddetmektedir.(Çıkar onu aklından öyle bir şey yok) ancak 23 Mayıs 1999'da Avustralya, Canberra'daki Savunma Sinyalleri Müdürlüğü (DSD) başkanı Martin Brady'nin yaptığı açıklama ile ECHELON’un varlığını resmi olarak kabul etmesi bu çabayı boşa çıkarmıştır. Hatta daha da öncesinde Rusya'ya göç eden iki NSA görevlisi, Bernon Mitchell ve William Martin, 6 Eylül 1960'da Moskova'da bir basın toplantısında NSA'nın 2000 dinleme istasyonuyla, bunların kurulu oldukları ülkeler de dahil olmak üzere en az 40 ülkenin gizli haberleşmesini dinlediğini açıklamışlardı ancak Brady’nin olayı resmi olarak kabul etmesi çok daha büyük bir gelişmedir. Bu şeffaflık modasının öyle bir boku çıkarıldı ki NSA’nın kendi sitesinde açıkça sinyal istihbaratı yapıldığı ve bu verilerin hangi amaçlarla kullanıldığı inciğine cinciğine kadar tüm ayrıntılarıyla açıklanıyor.

Yuh be kardeşim! Hani arsızlık tepki görmediği müddetçe sürekli olarak artar ya bunlarınki de o hesap.

Şimdi olayı yine başka bir boyuta taşıyacağım; İnternetin ve akıllı telefonların bu denli yaygınlaştırılması da bu planın bir parçası olabilir mi? Neden olmasın ki.

Bir kişinin facebook profilinden pek ala o kişi hakkında istihbarati bilgi edinilebilir, hem de malum sazan bu bilgileri kendi eliyle teslim etmiştir.  

Bugün akıllı telefonların bazılarının tuş kilidi(gerçi telefonda tuş da yok ya neyse) parmak iziyle açılıyor. Yahu parmak izi kadar kişisel bir bilgi olabilir mi? Ama sen parmak izini zaten ehliyet alırken emniyet genel müdürlüğüne vermiştin. Ha bir eksik ha bir fazla…

Çipli kimlikler geliyor lan. Adım adım izleneceksin, attığın her adım takip edilecek. Çipli kimlik hakikaten büyük kolaylık! Ama kimin için?

Şimdi sizlere yaşadığım bir olayı anlatayım;

Geçtiğimiz günlerde akıllı telefonların bizi dinlediğine dair bir BBC haberini[6] tweet attım. Daha sonra da arkadaşıma Whatsapp üzerinden ‘’son attığım tweet’deki habere bak’’ diye mesaj attım, bu esnada şarjım %9 ve ben o mesajı atar atmaz telefonum kapandı. Ki normal şartlar altında %1’e kadar kullanabiliyorum telefonumu. Ben açıkçası bu olayın ne kalibrasyon bozukluğundan ne de bir batarya probleminden kaynaklandığını düşünmüyorum takdir haklarını size bırakıyorum zira aklıma geldikçe sinirleniyorum.

Ya ahali galiba ben 3310’a falan döneceğim.

2012 yılında CHP Uşak milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın ‘’Facebook CIA ve FBI ile işbirliği yapıyor’’ deyip meclise konuyla ilgili soru önergesi verdiğini biliyor muydunuz?

Peki, aynı Facebook’un ortaklarına bi’ göz atalım mı?
  • ·         Mark Zuckerberg
  • ·         James Breyer
  • ·         Dustin Maskowitz
  • ·         Eduardo Savern
  • ·         Peter Thiel
  • ·         Bill Gates
  • ·         Jeff Rothschild
  • ·         Matt Cohler
  • ·         Reid Hoffman
  • ·         Sherly Sanberg

Bu son saydığım üçü ayrılmış ve Bill Gates hariç hepsi Yahudi’dir.[7]

Daha önce hiç CTY(Center for Talented Youth) diye bir şey duydunuz mu?

John Hepkins University ve CIA iştirakiyle oluşturulmuş bir programdır. Gelecek vaat eden gençleri yaz kamplarına alır. Şimdi dananın kuyruğunun koptuğu yere geliyorum, kamptan geçmiş başlıca isimler; Mark Zuckerberg, Sergey Brin(Google kurucularından) ve Lady Gaga.[8]

E yuh!

+ Peki sizce Facebook CIA ve FBI ile işbirliği yapıyor mu?
- Yöö
+ Gök kuşağının bittiği yere gel, orada olacağım.

Günümüz istihbarat bilgileri bir sürü başıboş savruk bilgiden ibarettir. Okumasını bilirsen haber kaynaklarının hepsi elinin altında, gazeteler, kitaplar, internet siteleri… Hepsi elinin altında.

Lütfen oku.

Hadi selametle…





-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


[2] Ali Çimen – ‘’ECHELON – İstihbarat Dünyasının Perde Arkası’’ Timaş yayınları, 3. Baskı, İstanbul, Şubat 2003
[3] age
[5] İlkin Mekhrabov, Echelon Sistemi, ODTÜ Biltek Dergisi, Ocak 2000
[7] Ramazan Kurtoğlu, ‘’Para Oyunu ve Psiko-Siber Savaş’’, Asi Kitap 3. Baskı, Ocak 2016, İstanbul
[8] age
- Teröristleri Duyamayan Dev Kulak: Echelon, Raşit Gültekin, TÜBİTAK Bilim- Teknik dergisi, Ekim 2001
- İnternet Suçları ve Mahremiyet, M. Niyazi Tanılır, Liberte Yay. 2002